top of page

Aşı Uygulamalarındaki Bireysel Özgürlükler ve Toplum Sağlığı Dengesi

ree

Aşılamanın; bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önlenmesi ve toplum sağlığının muhafaza edilmesi açısından taşıdığı önem tartışmasızdır. Zorunlu aşılama politikalarında; bireysel özgürlükler ve devletin toplum sağlığını koruma yükümlülüğü arasındaki dengenin hukuki ve etik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Zorunlu aşılama uygulaması, kollektif menfaatlerin korunması amacıyla devletin müdahale yetkisini kapsamaktadır. Bu yazıda tartışmalı bir konu olan zorunlu aşılama uygulamalarının hukuki dayanakları, bireysel özgürlükler ve toplum sağlığı dengesinin etik açıdan incelemesi, aşı reddi ve hukuki sonuçları ve pandemi dönemindeki aşı politikaları ele alınacaktır.

İnsanlık tarihi boyunca pek çok çeşitli salgın hastalık ve bunun akabinde kitlesel ölümler meydana gelmiştir. Bu da toplumların siyasi, ekonomik, kültürel yapısında değişikliğe sebebiyet vermiştir. Salgınlarla mücadele noktasında koruyucu önlemler oldukça önemli olup bu noktada en tesirli koruyucu önlem aşı olarak kabul edilebilecektir. Bilimin en güncel hali kullanılarak aşıların etkili ve güvenli şekilde üretilmesi için çalışılmaktadır.

Aşı politikaları kişinin maddi ve manevi bütünlüğü kapsamında ele alınabilecektir. Anayasa’nın 17. Maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.” Şeklinde hükme yer verilmiştir. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. Maddesi’nde “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.” Şeklinde hükme yer verilmiş olup kişinin fiziksel ve zihinsel bütünlüğü özel hayatı kapsamında değerlendirilecektir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 24. Maddesi’nde “Taraf Devletler, çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.” Şeklinde belirlenmek suretiyle bu madde çocukların en yüksek düzeyde sağlık haklarından yararlanmalarını güvence altına almıştır.

Konuya ilişkin temel haklarımıza baktıktan sonra şimdi de bu hakların hangi koşullarda, ne ölçüde sınırlandırılabileceğini hukuki ve etik açıdan inceleyelim. Mutlak olan elbette beden bütünlüğüne dokunulmamasıdır. Bireyin bedeni üzerindeki karar hakkı, modern etiğin temel taşlarından biridir ancak yaşam hakkı gibi diğer tüm hakları kapsayıcı ve en temel hak gözetildiğinde öncelikli olan yaşam hakkının korunmasıdır. Salgın hastalıklarda; kollektif menfaatin bireysel tercihlere ve özerklik ilkesine üstün tutulması gerekmektedir. Zira beden bütünlüğü ve özel hayata saygı kavramları kişinin tek başına özne olduğu durumlarda ön planda iken çoğunluğu etkileyen ve bireysel karar verilemeyecek hallerde arka planda tutulabilecektir. Bu noktada hem toplumun hem bireyin hakları konusunda dengenin kurulması gerekmektedir.

Toplumsal sorumluluk dikkate alınarak gerçekleştirilen zorunlu aşılama uygulamalarının, ölçülülük ilkesi gözetiminde gerçekleşmesi gerekmektedir. Devamında zorunluluk, orantılılık ve elverişlilik ilkelerinin de mutlak suretle gözetilmesi gerekmektedir. Yaptırımların bilimsel verilere dayanması, keyfi olmaması, kamusal mecburiyet taşıması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarda bu konuda oldukça detaylı bir inceleme ve değerlendirme yapmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin 11 Kasım 2015 tarihli Halime Sare Aysal Kararında, zorunlu aşı uygulamasını Anayasanın 17. maddesine bir müdahale olarak değerlendirmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 2013/1789 başvuru numaralı 11/11/2025 tarihli Halime Sare Aysal Kararı’nda ”…somut başvuruda olduğu gibi doğan her çocuğa belirli bir yaş periyoduna bağlı olarak ve ebeveynin rızası hilafına, ilgili idarece belirlenecek olan her türlü aşının tatbiki yetkisi verildiği şeklinde anlaşılması olanaklı değildir. Aksinin kabulü hâlinde uygulanacak tıbbi müdahalenin tür ve kapsamı belirsiz olacak şekilde, rıza verilmeyen müdahale türlerinin gündeme gelmesi muhtemeldir. Bu kapsamda somut başvuru açısından 5395 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin, başvuruya konu müdahalenin kanuni temelinin ihtiva etmesi gereken unsurlardan olan öngörülebilirlik niteliğini taşımadığı anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesi anlamında müdahalenin meşruiyet unsurlarından biri olan kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmaktadır.” Şeklinde karar verilerek zorunlu aşı için yeterli hukuki dayanağın sağlanamadığı yönünde değerlendirme yapılmıştır. Özellikle kanunilik ilkesinin gerektirdiği öngörülebilirlik ve hukuki belirlilik ilkesinin koşullarının sağlanamadığına dikkat çekmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 2014/4077 başvuru numaralı, 29/06/2016 tarihli Muhammed Ali Bayram Kararında; sağlık görevlilerinin, başvurucuya aşı ve topuk kanı uygulaması yapılması yönünde eylemleri başvurucu temsilcileri tarafından reddedilmiştir. Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı’nda “Bu kapsamda somut başvuru açısından 5395 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin, başvuruya konu müdahalenin kanuni temelinin ihtiva etmesi gereken unsurlardan olan öngörülebilirlik niteliğini taşımadığı anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesi anlamında müdahalenin meşruiyet unsurlarından biri olan kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmaktadır. Zorunlu topuk kanı uygulamasının kanuni temeli bağlamında Halk Sağlığı Kurumu tarafından gönderilen yazı içeriğinde belirtilen 1593 sayılı Kanun’un 3. ve 151. maddeleri ile 3359 sayılı Kanun'un 3. maddesi ve Sağlık Bakanlığının 25/12/2006 tarihli ve 2006/130 sayılı Genelge'si ile 2014/7 sayılı Genelge'sinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.” Şeklinde karar vermek suretiyle Halime Sare Aysal Kararı’nda olduğu gibi aşı uygulamasının kanunilik şartını sağlamadığı yönünde hüküm tesis edilmiştir. Ancak topuk kanı uygulamasını ayrıca değerlendirip kanunilik ilkesi yönünden farklı bir karar vermiştir.

Yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesi’nin Muhammed Ali Bayram kararının devamında topuk kanı uygulamasının değerlendirilmesi hususu “…Bu bağlamda, bir kısım metabolizma hastalıklarının teşhisi amacıyla yenidoğanlar üzerinde bazı tıbbi testlerin yapılması ve gerekli tedbirlerin alınması hususunda belirtilen düzenlemeler temelinde yürütülen başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını sağladığı anlaşılmaktadır.” Şeklinde hükme yer verilerek neticelendirilmiştir.

Ülkemizde zorunlu aşı uygulaması bulunmamaktadır. Yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararında ebeveynin rıza göstermediği durumda hâkim tarafından tedbir kararı verilerek aşı yapılmasının Anayasanın 17. maddesine aykırı olacağı sonucuna varılmıştır. Bu konuya ilişkin Türk Tabipler Birliği” Türk Tabipler Birliği olarak AYM’nin gerekçeli kararı sonrasında;

1) Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca anne babalar, idari kurumlar ve mahkemeler dahil ilgili bütün kurum ve kişilerin hukuken yapmaya yetkili olduğu eylem ve işlemlerinde “çocuğun üstün yararını” korumakla yükümlü olduğu, esası “yükümlülük” olan yetke kullanımının da hukuki denetime tabi olacağı,

2) Çocukluk dönemi aşılarının yapılmasının, yalnızca çocuklarımızın tek tek üstün yararının korunması için değil, bütün çocukların ve giderek toplumun sağlığının korunması için zorunlu bir uygulama olduğu,

3) Sağlık alanında çocuğun ihtiyacı olan sağlık hizmetlerinin özerk, objektif, liyakata göre oluşturulmuş bilimsel kurumların kararlarına ve nesnel bilimsel bilgilere göre belirlenip yürütülmesinin toplumdaki güven duygusunu pekiştireceği,

4) Çocuklarımızın sağlıklarının korunması ve geliştirilmesi için ihtiyaç duydukları ve duyacakları sağlık hizmetlerinin kanunlarda “saymakla” tüketilemeyeceği,

dikkate alınarak, çocukluk çağı aşıları da dahil olmak üzere çocuklarımızın gereksinim duydukları sağlık hizmetlerine ulaşabilmeleri için Çocuk Hakları Sözleşmesi, Çocuk Koruma Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu hükümlerinin birlikte düşünülerek gerekli düzenlemelerin yapılması yönündeki düşüncelerimizi başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgililerin ve halkımızın bilgisine sunarız. Saygılarımızla.” Şeklinde görüş bildirerek aşı uygulamasının tıbbi ve toplum sağlık açısından gerekliliğine değinmiştir.

Peki aşı neden reddedilmektedir? Salgın hastalığa olan bilgisizlik, ilaç şirketlerine ve aşılara ilişkin güvensizlik, aşının yan etkilerine olan endişe aşı reddinin sebepleri arasında sayılabilecektir. Her ne kadar bazı ülkelerde aşı reddi durumlarında hukuki yaptırımlar bulunmakta ise de ülkemizde aşı reddinin hukuken herhangi bir yaptırımı bulunmamaktadır.

Yakın zamanda yaşadığımız Covid-19 salgını ile mücadelede aşı pasaportları ortaya çıkmıştır. Hem salgını olabildiğince kontrol altında tutmak amacıyla hem de ekonomik normalleşmeyi hızla sağlamak amacıyla bu uygulamaya geçilmiştir. Aşı pasaportları, Covid-19 veya diğer salgın hastalıklara karşı aşı olunduğunu, hastalığın atlatıldığını veya testlerde negatif çıkıldığını kanıtlayan dijital veya fiziksel belgedir. Bulaşıcı hastalığın yayılmasını önleyerek toplum sağlığını koruma, seyahat, iş ve sosyal hayattaki aktivitelerin yeniden güvenle yapılabilmesini sağlama, sağlık hizmetlerine erişimde öncelik tanınmasını sağlama amaçları taşımaktadır.

Türkiye’de aşı pasaportunun ilk alternatifi olarak karşımıza HES kodu uygulaması çıkmaktadır. HES kodu bireylerin güncel sağlığına ilişkin bilgi içererek toplu alanlara girişinde kullanılmıştır. Ancak bu uygulamanın aşıya erişimi sınırlı olan veya aşı olmayı reddeden bireyler için ayrımcılık yaratabileceği hususu da belirtilmelidir. Ayrıca Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında, sağlık verilerini içeren bu dijital uygulamalarının mahremiyet ihlallerine yol açabileceği de gözetilmelidir. Bu noktada çözüm; hukuki alt yapının geliştirilerek kapsamlı düzenlemelerin getirilmesi, aşıya erişimdeki adaletsizliklerin giderilmesi, aşı pasaportlarında veri koruma düzenlemeleri ile bireylerin mahremiyetlerinin korunması şeklinde olabilecektir.

 

 


 
 
 

Yorumlar


Av. Zeynep Betül Koç Ural

Adalet

Mülkün

Temelidir

İletişim

Adres

Kadıköy İstanbul

Sosyal Medya

© 2025 Bu Web Sayfasının Tüm Hakları Saklıdır. Ural Hukuk ve Danışmanlık

Bu site TBB Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 9. Maddesi’nin 2. Fıkrası’nda yer alan “Bu yönetmelik kapsamında olanlar, mesleki faaliyetlerini internet üzerinden sürdürmek, müvekkillerini bilgilendirmek, mesleki makalelerini ve bilimsel çalışmalarını yayımlamak amacıyla internet sitesi açabilir.” hükmüne uygun şekilde hazırlanmıştır. Verilen hukuki bilgiler genel nitelikte olup münferit olaylar için hukuki destek alınması önerilmektedir. Sitedeki yayınların tüm hakları saklıdır. Av. Zeynep Betül Koç Ural.

bottom of page