Birey, varlığı sebebiyle birtakım hak ve hürriyetlere sahiptir. Söz konusu hakların en başında şüphesiz ki yaşam hakkı gelmektedir. Öncelikle hasta hakları dediğimizde hak nedir ve hasta kime nedir şeklinde sorulara yanıt vererek başlanması gerekmektedir. Kısaca tanımlanacak olursa hak, kişinin hukuken korunan ve sahibine bu korumadan yararlanma yetkisi veren bir menfaattir (Gözler, Kemal (2013). Anayasa Hukukunun Genel Esasları (4. bas.). Hak, hürriyetin soyut alemden çıkarak somut alemde büründüğü surettir. Hak, hukuken korunan menfaat, hukuk düzenince tanınan yetkidir. Hak kavramı kişilikle oldukça bağlantılı olup toplumda hak sahibinin bunu kullanması neticesinde karşı taraf açısında bir sorumluluk doğmaktadır. Hukuken ehliyet kavramı da dava süreçlerinde oldukça önem arz etmektedir. Ehliyet kavramı hak ehliyeti ve fiil ehliyeti olarak ikiye ayrılmaktadır. Medeni Kanun’a göre hak ehliyeti, çocuk sağ doğmak koşuluyla anne rahmine düştükten sonra başlar ve ölümle sonlanır. Bu noktada herkesin hak ehliyeti vardır ancak her hak ehliyeti olanın fiil ehliyeti olmayabilir. Zira Medeni Kanun fiil ehliyeti için 3 şart aramaktadır. Bunlar; ayırt etme gücüne sahip olmak, ergin olmak ve kısıtlı olmamaktır. Daha fazla detaya girmeden bu kavramların neden önemli olduğuna gelinecek olursa, hasta olarak tanımladığımız kişinin hak araması noktasında hak ehliyeti ve fiil ehliyeti kavramlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Tam fiil ehliyetine sahip olmayan kişilerin bu noktada hukuki süreçleri yasal temsilcileri ile birlikte devam ettirecekleri hususuna dikkat edilmesi gerekmektedir.
Yine açıklanması gereken bir diğer husus ise bu yazıda ele alınacak olan hak sahibi kişinin yani “hasta” olarak tanımlanan kişinin kim olduğu hususudur. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 4. Maddesinin b bendinde “Hasta: Sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan kimseyi,” şeklinde tanımlanmıştır. Hasta kavramı kökeni itibariyle Farsça bir terim olup “yorgun” anlamına gelmekle beraber, bir tedaviye ya da cerrahi müdahaleye gerek rızasıyla gerekse zaruret halinde rızası alınmadan maruz kalan (Hakeri, 2007: 31) ve bir sağlık kuruluşunun sunmuş olduğu sağlık hizmetlerinden yararlanma ihtiyacı olan kimse (01.08.1998 Tarihli Hasta Hakları Yönetmeliği m. 4/b) olarak tanımlanmaktadır. Literatürdeki tek yönlü bu tanımlamaya karşın, Dünya Sağlık Örgütü hasta kavramının kapsamını sağlık kavramından hareketle genişleterek, sadece hastalık ya da sakatlık hali değil, bireyin bedence ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır (Bozkurt, 2007: 14 ; Savaş, 2007 : 176).Yine aynı yönetmeliğin 4. Maddesinin e bendinde “Hasta hakları: Sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan fertlerin, sırf insan olmaları sebebiyle sahip bulundukları ve T.C. Anayasası, milletlerarası antlaşmalar, kanunlar ve diğer mevzuat ile teminat altına alınmış bulunan haklarını,” şeklinde bir tanımlamaya yer verilmiştir. Hasta hakkı insan hakları kavramının sağlık hizmetine yansımasıdır. Tıp alanında değişen ve gelişen teknoloji ve tedavi metotları ekseninde hastaya sunulan imkân ve desteğin sınırlarının genişlemesi, bireyin maddi ve manevi varlığının korunması ve buna bağlı bazı temel hakların sağlanması ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Hasta hakları kavramı; hukuki, felsefi, etik, politik, sosyolojik, teknolojik yönleri olan bir kavramdır. (Aydıner, 2006: 1). Yani hasta hakları hasta olan bireyin eski sağlığına yeniden kavuşabilmesini sağlamaya yönelik gerekli müdahalelerden yararlanmayı ve hastalığın tedavisinin mümkün olmadığı noktada da kişinin yaşam kalitesini yükseltmeye ve hastalığın sonucu uğradığı zararı en aza indirmeye yönelik işlemleri kapsamaktadır.
Hasta haklarının neler olduğuna gelmeden önce Hasta Hakları Yönetmeliği’nde yer verilen ve temeli insan haklarına, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne dayanan ilkelerin neler olduğuna yer verilmelidir. Bahsi geçen yönetmeliğin 5. Maddesinde yer verilen bu ilkeler özetle ;sağlıklı yaşam hakkı, maddi ve manevi bütünlüğün korunması hakkı (Anayasa madde 17, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 2), sağlık hizmetlerine herkesin ayrım gözetmeksizin ulaşabilmesi hakkı (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 14), tıbbi zorunluluklar ve kanunda sayılan haller dışında hastanın rızasının aranarak vücut bütünlüğüne müdahalede bulunulması hakkı (Anayasa madde 17), tıbbi araştırmalarda hastanın rızasının aranması, özel hayatın gizliliği ve mahremiyet ilkesidir (Anayasa madde 20, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8).
Hasta Hakları Yönetmeliği’nde bahsi geçen ve yukarıda yer verilen bu ilkeler en temelinde Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer almakta olup insan olmanın gereği olan en temel hak ve özgürlükleri kapsamaktadır.
Yazının ana konusu hasta haklarının neler olduğuna gelinecek olursa, genel olarak bunlar bir kişinin tanı (teşhis), tedavi, rehabilitasyon ve izleme gibi tıbbi süreçler boyunca sahip olduğu hakları kapsamaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin sınıflandırdığı şekliyle hasta hakları şunlardır;
- Sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı
- Sağlık durumu ile ilgili bilgi alma hakkı
- Hastanın özel hayatının gizliliği ve mahremiyete saygı hakkı,
- Tıbbi müdahalelerde hastanın rızasının aranması hakkı,
- Tıbbi araştırmalarda hastanın rızasının aranması ve sağlığının korunması hakkı,
- Diğer Haklar
Bu haklara kısaca değinerek içeriklerinde neler olduğuna yer verilmesi zaruridir. Zira somut olayda pek çok farklı bileşen söz konusudur ve mevzuatta yer verilen hakların uygulamada nasıl hayata geçirileceği açısından bu hakları detaylandırmak önem arz etmektedir.
1-SAĞLIK HİZMETİNDEN FAYDALANMA HAKKI
Hasta özgürce karar verebilen alanında yetkin ve hakkaniyet ilkesine uygun hizmet veren hekim ve sağlık personeli tarafından tedavi edilme hakkına sahiptir. Bu noktadan sağlık kuruluşlarının da hastanın menfaatini gözetecek şekilde, tıp ilke ve kurallarına uygun tedavi teşhis uygulama sorumluluğu mevcuttur. Hastanın mevzuatta yer verilen sevk sistemine uygun şekilde sağlık kuruluşunu değiştirebilme hakkı mevcuttur. Tedavi sürecinin her aşamasında hasta sağlık kuruluşunu değiştirebilir ancak elbette hastanın sağlık koşullarının, hayati tehlikesinin olup olmamasının ve sevk edilmesi noktasında tıbbi uygunluğunun gözetilmesi esastır. Yine hastanın talebi halinde sağlık hizmeti aldığı sağlık kuruluşunda sorumlu hekim ve personelin kimlikleri ve unvanları noktasında bilgilendirme yapılmalıdır. Sağlık kuruluşunda verilecek sağlık hizmetinin sınırlı olması durumunda hastanın öncelik sırasının belirlenmesini isteme hakkı mevcuttur. Hastanın alacağı sağlık hizmeti esnasında gerekli özen ve yükümlülüklerin gösterilmesini talep etme hakkı da mevcuttur. Hastaya tıbben gerekli haller dışında da müdahale edilemeyecektir.
2-SAĞLIK DURUMU İLE İLGİLİ BİLGİ ALMA HAKKI
Hasta tedavinin koordinasyonundan sorumlu doktor tarafından veya başka bir doktor veya yetkili kişi tarafından hastalığın seyrine ilişkin olasılıklar, uygulanacak tedavinin nasıl nerede ne şekilde kim tarafından uygulanacağı, alternatif tedavi yöntemleri, ilaçların özellikleri, tedaviyi reddetme durumundaki olasılıklar gibi hastalığa ilişkin her ihtimalle ilgili detaylı şekilde bilgilendirilmelidir.
Yine hastanın, vekilinin, yasal temsilcisinin ve hastanın tedavisi ile ilgili doğrudan bilgi sahibi olanların hastaya ilişkin tıbbi kayıtları inceleyebilme ve suret alabilme hakkı bulunmaktadır. Hasta eksi veya hatalı tıbbi kayıtların açıklanmasını ve düzeltilmesini isteyebilir. Toplum sağlığını etkileyen durumlar dışında hasta hastalığa ilişkin bilgilerin yazılı kayıt altına alınarak yakınlarıyla paylaşılmamasını isteyebilir veya tersi bir durum olarak hasta yazılı olarak kayıt altına alınarak hastalığa ilişkin bilgilendirmenin kendisi dışında birinin bilgilendirilmesini isteyebilir. Bu bilgilendirme tedavi sürecinde yer almayan bir sağlık meslek mensubu tarafından yapılabilir. Burada esas olan hastanın bilgilendirilmesidir. Bu bilgilendirme açık, anlaşılır ve hastanın bir insan olduğu gözetilerek kibar bir üslup ile yapılmalıdır.
3-HASTANIN ÖZEL HAYATININ GİZLİLİĞİ VE MAHREMİYETE SAYGI HAKKI
Artık hayatın pek çok alanında gündemde olan özel hayatın gizliliğini ihlal hakkı elbette en önemli alanlardan biri olan sağlık alanında karşımıza çıkacaktır. Bu noktada mahremiyeti kapsayan pek çok durum vardır. Mesela hastanın teşhis ve tedavi sürecinin gizli tutulması, hastanın tedavisinin aile hayatına ve mahremiyete uygun koşullarda gerçekleştirilmesi, hastanın sağlık harcama kaynaklarının gizli tutulması gibi birçok yerde mahremiyete özen gösterilmesi gerekmektedir. Hastanın tedavi sürecinde alınan kimlik bilgileri açıklanamayacağı gibi herhangi bir eğitim ve araştırmada da kullanılamayacaktır. Tedavi esnasında alınan bilgiler kanunen gerekli görülen haller dışında kullanılamayacaktır. Hastan kişilik haklarından vazgeçip bunu bir başkasına devretse dahi şahsi bilgilerinin açıklanması durumunda açıklayanın hukuki sorumluluğu devam etmektedir.
4-TIBBİ MÜDAHALELERDE HASTANIN RIZASININ ARANMASI HAKKI
Tıbbi müdahaleler esnasında hastanın rızası aranır. Yukarıda izah ettiğimiz şekilde tam ehliyetli olmayanlar için yasal temsilcisinin rızası aranır. Bu hallerde yaşı küçüklere anlayacakları kadarı ile uygun bilgilendirme yapılır. Toplum sağlığının düşünülmesi gereken tıbbi zorunluluklar ve acil hallerde hastanın rızası aranmaz. Yasal olarak zorunlu haller dışında hastanın alacağı kararın sorumluluğu ile ilgili bilgilendirilmesi akabinde hasta tedavinin başında sonraki her aşamada tedaviyi reddedebilir ve verdiği rızayı geri alabilir. Hukuka ve ahlaka aykırı alınan rıza geçersizdir. Rıza hukuken herhangi bir şekle tabi değildir ancak sonrasında herhangi bir uyuşmazlığa mahal verilmemesi açısından Hasta Hakları Yönetmeliği’nin hastanın bilgilendirilmesinin kapsamanı açıklar 15. Maddesine göre rıza formu hazırlanarak hastaya veya yasal temsilcisine imzalatılabilir. Uygulamada bazen sözlü yeterli açıklama yapılmadan sayfalarca hazırlanan rıza formunun hızla imzalatılması şeklinde gerçekleşse de bu hastanın yukarıda detaylıca yer verdiğimiz sağlık durumu ile ilgili bilgi alma hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Zira burada amaç hastanın sürecin tamamına ilişkin detaylı bilgilendirilmesi olup sonrasında uyuşmazlık olmaması amacıyla bu husus yazılı hale getirilmektedir. Hastanın herhangi bir açıklama yapılmaksızın okumaya dahi fırsat bulamadan imzaladığı evraklar neticesinde sağlık durumuna ilişkin bilgi alma hakkına uygun hareket edildiğinden bahsedilemez.
Klasik tedavi metodunun hastaya fayda vermeyeceği durumlarda alışılmışın dışında tedavi yöntemleri yine hastanın rızası alındıktan sonra uygulanabilecektir. Hasta rızasının olup olmadığına bakılmaksızın Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmamış hiçbir ilaç ve araç aile planlamasında kullanılamayacaktır.
5-TIBBİ ARAŞTIRMALARDA HASTANIN RIZASININ ARANMASI VE SAĞLIĞININ KORUNMASI HAKKI
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 32. Maddesinde açıkça yazdığı üzere hiç kimse Bakanlık izni ve kendi rızası bulunmaksızın tecrübe, araştırma veya eğitim amaçlı hiçbir tıbbi müdahale konusu yapılamaz. Tıbbi araştırmalarda rıza yazılı şekil şartına tabi olup maddi manevi hiçbir baskı altında kalınmadan alınmış olmalıdır. Yine bu rıza her aşamada geri alınabilir.
6-DİĞER HAKLAR
Hasta Hakları Yönetmeliği’nde yer alan diğer haklar ise; sağlık hizmeti verilen ortamın güvenliğin sağlanması, sağlık kuruluşlarının imkanları ölçüsünde hastanın dini vecibelerini yerine getirebilmesi hakkı, insanı değerlere saygı kapsamında nezaketle ve saygıyla muamele görme hakkı ve ziyaretçi hakkı, sağlık kuruluşunun imkanlarının elverdiği ölçüde ve hastanın tedavi sürecinin gerektirdiği ölçüde refakatçi bulundurma hakkı, gerekli durumlarda sağlık hizmetinin sağlık kurum ve kuruluşları dışında verilmesi hakkıdır.
Peki hasta hakları ihlali olduğu noktada ne yapılması gerekmektedir? Hasta hakları ihlalleri söz konusu olduğunda yasal mevzuat hasta ya da hasta yakınına hem hukuki hem idari hem de ihlal edilen hakkın içeriğine göre cezai olmak üzere (Savaş, 2007: 194) geniş bir yelpazede hukuksal güvence sağlamaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 42. maddesinde de “Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikâyet ve dava hakları vardır” şeklindeki düzenleme mevcuttur. Bu madde kapsamında her sağlık kuruluşunda hasta iletişim birimleri kurulmuştur. Hasta hakları ihlal edildiği noktada önce ilgili sağlık personeline başvurmalı sonuç alamadığı takdirde sağlık hizmeti aldığı kuruluşun hasta iletişim birimine yazılı şekilde şikâyette bulunmalıdır. Hasta iletişim birimi başvuruyu inceler ve kararını hastaya ve ilgili sağlık personeline bildirir. Eğer bu noktada da bir sonuca varılamazsa İl Sağlık Müdürlüğü’nün Hasta Hakları Kuruluna iletilir ve 30 gün içerisinde verilen karar hastaya ve sağlık kuruluşuna bildirilir. Hatalı tıbbi muayeneye maruz kalan hasta malpraktis nedeniyle maddi manevi tazminat davası veya duruma göre ceza davası açabilecektir. Bu noktada hak kayıplarının yaşanmaması adına hukuki danışmanlık alınmasını tavsiye ediyoruz.
Hekimlik mesleğinin çeşitli yönlerden farklı özellikler göstermesi sebebiyle hekimin her şekilde sorumlu tutulması da hayatın olağan akışına uygun değildir. Her olay kendi özelinde değerlendirildiğinde pek çok farklı bileşen ile değerlendirildiğinde tıbbi müdahalelerde kendi içinde farklı riskler mevcuttur. Bu noktada gerekli özen ve yükümlülüğü yerine getiren hekim ve sağlık personellerinin meslekte mevcut riskler sebebiyle meslekten geri durmalarına sebep olacak şekilde hareket edilmemelidir. Hem hasta hakları gözetilerek hem de hekim ve sağlık personelinin hakkaniyete uygun şekilde sorumluluklarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu durum en nihayetinde toplum sağlığını kötü şekilde etkileyecektir. Elbette mevzu bahis hastanın sağlığı iken hekim ve sağlık personelinin çok dikkatli ve özenli hareket etmeleri gerekmektedir ancak bu durum hekim ve sağlık personellerinin hakkaniyete aykırı şekilde sorumlu tutulmaları anlamına da gelmemektedir. En nihayetinde Türk hukukunda ve uygulamada hekimler tıpkı diğer kişiler gibi her türlü kusurlu davranışlarından kaynaklı zararlardan sorumlu tutulacaklardır.
Yorumlar